felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2021 Pazar

Nabokov'un Kedisi


 

15 yaşındaki Georg'un ağzına attığı ilk LSD hapı, zar zor atlattığı bir korku yolculuğuna dönüşmüştür. O andan itibaren hayatını uyuşturucunun değil, "görmenin ve düşünmenin" belileyeceğine dair kendine söz verir. Ancak tam bu sırada karşısına Camille çıkar. Georg ve Camille, küçük taşra kenti S.'de klasik bir gençlik aşkı yaşarlar. Kısa bir süre sonra da ayrılırlar; ama bu sonradan yönetmen olan Georg'un görsel ve dilsel imgeleminde yatan tuhaf aşk kikayesinin sadece başlangıcıdır.

Uzun yıllara dağılan karşılaşmalarıyla birlikte Georg'un içinde Camille'in tek gerçek aşkımı, yoksa erotik bir takıntının kendisi tarafından abartılmış hali mi olduğuna dair bir kuşku büyümeye başlar. bu kadın, 25 yıl sonra bile onun için yaşamının en etkili ve tehlikeli uyuşturucusudur.

 Georg, yaşamının çeşitli dönemlerinde bazen Camille'le, bazen de Camille'nin hayaliyle farklı biçimlerde yüzleşmek zorunda kalır. yoksa âşık olduğu kadın, kendi hayal gücünün sınırlarını öğrenmek için kullandığı bir araçmıdır?

 

"Nabokov'un Kedisi" bir bağımlılığın öyküsü;kadını ve erkeğin zihnindeki kadın imgesini sorgulayan, bunun yanı sıra "herhangi bir şeye inanmak için daima fazla akıllı olan" 68 sonrası kuşak hakkında da söyleyecekleri olan, erkek cinselliğinin zihinsel kurgusu üzerine ironik, sinematografik ve sınırsız bir anlatı... 

 


 

 “Lehr, sanatsal ve aynı zamanda erotik eğitim veren eseri Nabokov’un Kedisi’ni, ciddiyetle ve ustalıkla yüceltmiş.” - Volker Hage, Der Spiegel
Nabokov’un Kedisi, Almanya’da 1999 yılında Rheingau Edebiyat Ödülü’nü ve 2000 yılında Wolfgang-Koeppen Ödülü’nü almıştır.�
Thomas Lehr, 1957’de Speyer’de (Almanya) doğdu. Batı Berlin’de biyokimya okudu. İlk romanı “Zweiwasser oder die Bibliothek der Gnade”, 1993 yılında yayımlandı. 1999 yılından itibaren sadece serbest yazar olarak çalışmaya başladı. Otobiyografik romanı Nabokov’un Kedisi (1999) ile Rheingau Edebiyat Ödülü’nü ve Wolfgang-Koeppen Ödülü’nü aldı. Frühling (2001), Alman Kitap Ödülü’ne aday gösterildiği 42 (2005) ve September Fata Morgana (2010) yazarın diğer önemli eserleri arasındadır. Thomas Lehr, 2011 Berlin Edebiyat Ödülü’nü almıştır. Yazarın September Fata Morgana adlı eseri Ocak 2012’de Galata Yayıncılık’tan çıkacaktır.

13 Şubat 2021 Cumartesi

Geçmiş Zamanın İzinde 7/7 Yedinci Kitap / Yakalanan Zaman


 "Böyle bir kitabı yazmayı başaran kişi ne kadar mutlu olurdu! O kitabı yazmak ne büyük emek gerektirirdi! Bir fikir verebilmek için, en yüce, birbirinden en farklı sanatlarla karşılaştırma yapmak yerinde olur; çünkü böyle bir kitaptakikarakterlere hacim kazandırabilmek için her birinin farklı yönlerini göstermek zorunda olan yazarın, kitabını titizlikle, birliklerini sürekli yeniden gruplandırarak, tıpkı bir saldırı gibi hazırlaması, bir yorgunluk gibi ona tahammül etmesi, bir kural gibi kabullenmesi, bir kilise gibi icra etmesi, bir perhiz gibi ona uyması, bir engel gibi aşması, bir dostluk gibi fethetmesi, bir çocuk gibi aşırı beslemesi, bir alem gibi yaratması ve üstelik, açıklaması muhtemelen ancak başka âlemlerde bulunabilecek, önsezisi bizi hayatta ve sanatta en çok duygulandıran şey olan o muammaları da göz ardı etmemesi gerekir.

Bu tür büyük kitaplarda öyle bölümler vardırki, zamansızlıktan, taslak halinde kalmışlardır ve mimarın planı fazlasıyla kapsamlı olduğundan, muhtemelen hiç bir zaman tamamlanamıyacaklardır. Tamamlanmamış nice büyük katedral mevcuttur."


Marcel Proust Vikipedi

Geçmiş Zamanın İzinde 7/6 / Altıncı Kitap, Albertine Kayıp

 


 "Mademoiselle Albertine gitti!' Istırap, insan psikolojisine, psikoloji bilminden çok daha derinlemesine nüfuz eder. Daha bir dakika önce, hislerimi tahlil ederken, Albertine'le son bir kez görüşmeden, bu şekilde ayrılmanın, en çok istediğim şey olduğuna kanaat getirmiş, Albertine'in bana verdiği hazların vasatlığıyla beni mahrum ettiği hazların bolluğunu karşılaştırıp kendimi çok zeki bulmuş, onu artık görmek istemediğim, sevmediğim sonucuna varmıştım. Oysa, 'Mademoiselle Albertine gitti' sözleri, kalbime öyle bir acı saplamıştı ki, bu acıya pek uzun süre dayanamıyacağımı hissediyordum. Benim nazarımda bir hiç olduğumu zannettiğim şey, demek ki aslında bütün hayatım, her şeyimdi."

Marcel Proust'un dev yapıtını altıncı cildi Albertine Kayıp, tam da Mahpus'un bittiği yerden başlıyor: "Mademoiselle Albertine Gitti!" Hizmetçi Françoise'ın bu ünleminin yankısı, romanı genişleyen halkalarla kuşatıyor: Andrée'yle yüzleşme, birbirini izleyen telgraflar, Boulogne Ormanı'ndaki sarışın, birbirini yankılayan Combray ve Venedik... Gelgitin ardından, bir gondol gezintisinde ağır ağır açılan yeni ufuklar.

 

Marcel Proust Vikipedi
 

12 Şubat 2021 Cuma

Kayıp Zamanın İzinde 7/5 Beşinci kitap / Mahpus




"Gerçeklik, meçhule giden yolda bir ilk adımdır, ve bu yolda pek fazla ilerlememiz mümkün değildir. En iyisibilmemek, mümkün olduğunca az düşünmek, kıskançlığa en ufak bir somut ayrıntı sunmamaktadır. Ne yazıkki, dış dünya olmasa da iç dünyamız bazı olaylar çıkarır karşımıza; Albertine geziye çıkmasa da tek başıma düşüncelere daldığım zaman bulduğum bazı tesadüfler, bazen bana gerçekliğin küçük parçalarını sunuyordu; bu küçük ayrıntılar, tıpkı birer mıknatıs gibi, meçhulün bir parçasını kendilerine çekerler ve o andan itibaren, meçhul bize acı vermeye başlar."


Kayıp Zamanın İzinde'nin bu cildinde anlatıcı, evine tutsak ettiği Albertine'e tutsak düşüp arzunun ve kıskançlığın girdaplarına dalarken okuru da peşinden sürüklüyor: Sokak satıcıları, burjuvazi, Vinteuil Sonatı, sütçü kız, uyku ve düşler, Bergotte'un ölümü, geçmişte kalan Balbec'le düşlenen Venedik arasında bir Paris...


Girdaptan çıktığında ise iş işten geçmiş, başkahraman Zaman, perdeyi kapatmıştır bile.

 

 
 
 

 

Kayıp Zamanın İzinde 7/4 Dördüncü Kitap / Sodom ve Gomorra


 "Andrée'nin, o kendine has, zarif hareketlerinden biriyle, sokularak, başını Albertine'in omzuna dayayaşını, gözleri yarı kapalı, boynunu öpüşünü görüyordum; ya da ikisinin arasında geçen bir bakışı yakalıyordum; ikisini tek başlarına denize girerken görmüş olan biri, ağzından bir laf kaçırıyordu; bu tür ufak tefek ayrıntılar, normal olarak bizi çevreleyen havada sürekli olarak uçuşur, insanların çoğu bunları gün boyu soluduğu halde, ne sağlıkları bozulur ne de keyifleri kaçar, ama hastalığa eğilimli bir insan için, yeni acılar yaratabilecek tehlikelerdir her biri"

Kayıp Zamanın izinde bir adım daha...

 


 

Marcel Proust Vikipedi

Kayıp Zamanın İzinde 7/3 Üçüncü Kitap / Guermantes Tarafı

Guermantes tarafı ile ilgili görsel sonucu 

 

 "Kendi seçimizle, iki güçten birine teslim olabiliriz: biri, kendi içimizden, derin duygularımızdan kaynakların, öteki dışardan gelir. birinci güç, berabernde doğal olarak bir mutluluk, yaratan insanların hayatından mutluluğu kegirir.

Dışımızdaki insanları harekete geçiren dürtüyü bizim içimize sokmaya çalışan diğer kuvvet ise, beraberinde haz getirmez; ancak biz, karşılık niteliğinde bir darbeyle, son derece sahte olduğu için, çabucak sıkıntıya, üzüntüye dönüşen bir esrime içinde, bir haz ekleyebiliriz ona; işte onca sosyete mensubunun kaygılı yüzlerinin, intihara varabilen sinirsel hastalıklarının kaynağı budur"

Zaafları, kaygıları, tutkularıyla bir madlende canlanan burjuvazi... Guermantes Tarafı, dev yapıt Kayıp Zamanın İzinde'nin bir başka bölümü.

 

 

Marcel Proust Vikipedi

 

9 Şubat 2021 Salı

Kayıp Zamanın İzinde 7/ Birinci Kitap / Swann'ların Tarafı

Bu kitap Kayıp Zamanın İzinde serisinin 1. kitabıdır. Yeni başlayanlar bu kitapla başlamalıdır.

 

"... tıpkı Japonlar'ın, suyla dolu porselen kâseye attıkları silik kağıt parçalarının, suya girer girmez çözülüp şekillenerek, renklenerek belirginlik kazandığı, somut, şüpheye yer bırakmayan birer çiçek, ev, insan olduğu oyunlarındaki gibi, hem bizim bahçedeki, hem M.Swann'ın bahçesindeki bütün çiçekler, Vivonne nehrinin nilüferleri, köyün iyi yürekli sakinleri, onların küçük evleri, kilise, bütün Combray ve civarı şekillenip hacim kazandı, bahçeleriyle bütün kent çay fincanımdan dışarı fırladı."

 

Marcel Proust (vikipedi linki)
 

 

7 Şubat 2021 Pazar

Marx İçin

 


Bir çağrı, hatta bir slogan niteliğindeki bu ad, Bugün hâlâ yüksek sesle ve güçlü bir şekilde - belkide yeniden - çınlıyor.

 


 

Louis Althusser (vikipedi linki)

6 Şubat 2021 Cumartesi

Felsefenin Tesellisi


 

 Alain de Botton, Felsefenin Tesellisi'nde günlük yaşamın bize en çok acı veren sorunları için rahatlıkla felsefeye başvurabileceğimizi kanıtlıyor.

 

Alain de Botton (vikipedi linki)
 

4 Nisan 2009 Cumartesi

Labert Camus

Albert Camus

Albet Camus, 7 Kasım 1913'de Cezayir'de doğdu. Annesi hizmetçilik yapan bir Fransız, babası ise İspanyol'du. Babası Lucien, I. Dünya Savaşı'nda piyade alayında görev yaparken hayatını kaybetti. Fakir bir ailenin çocuğu olarak zor bir çocukluk dönemi geçirdi. Çocukluğunun büyük bölümü Cezayir'in Balcourt bölgesinde geçti. 1923 yılında liseyi bitirdikten sonra Cezayir Üniversitesi'nde eğitimine devam etti. Üniverite yıllarında üniversitenin futbol takımında kalecilik yaptı. Daha sonra vereme yakanmasından dolayı kalecilik kariyeri ve okul hayatı yarım kaldı.

Okulu bıraktıktan sonra maddi sıkıntılar çekmeye başladı. Özel ders vererek ve meteoroloji enstitüsünde çalışarak geçimini sağladı. 1935 yılında üniversiteye geri döndü ve 1936 yılında "Plotinus" konulu teziyle felsefe bölümünden mezun oldu. 1934 yılında Simone Hie ile evlendi. Karısı morfin bağımlısıydı ve karısının sadakatsizliği yüzünden evlilikleri son buldu.

1934 yılında Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Partiye katılması Marksist ve Leninist düşüncelerinden daha çok, İspanya'daki politik durumdan etkilendiği içindi. 1936'da partinin bağımsız bir kolu olan Cezayir Komünist Partisi'ne geçti. 1937 yılında Stalinist komünizme kendini uzak bulması ve Troçkist suçlamalarıyla partiden uzaklaştırıldı.

1935'de "Théatre du Travail"i kurdu ancak 1939 yılında tiyatro kapandı. Fransa ordusuna katılmak istedi fakar verem olmasından dolayı kabul edilmedi. 1937 ile 1939 yılları arası sosyalist yazılar yazdı. 1940 yılında bir piyanist ve matematikçi olan Francine Faure ile evlendi. Bu evliliğinden ikizleri oldu. Aynı yıl Camus, "Paris-Soir" dergisinde yazmaya başladı. II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında pasifist olarak kaldı. Paris'in Alman ordusu tarafından işgaline ve Gabriel Péri'nin idamına tanık oldu. Daha sonra Paris-Soir dergisinin ekibiyle Bordeaux'a gitti. 1941'de "Yabancı" ve "Sisifos Söyleni"ni yazdı. 1942 yılında Cezayir'in Oran şehrine gitti.

II. Dünya Savaşı yıllarında Fransız Direniş ekibine katıldı ve burada yeraltında "Combat" adlı bir gazete çıkardı. 1943 yılında gazeteye editör oldu. Burada yayımlanan en ünlü makalesi Hiroşima'dan iki gün önce yayımlanan "Use of The Atomic Bomb in Hiroshima" oldu. 1947 yılında gazete ticari bir yapı kazanınca buradan ayrıldı. Gazetede çalıştığı yıllarda Jean-Paul Sartre ile tanıştı.

Savaşın ardından Paris'deki "Café de Flore"de Sartre ve arkadaşları ile buluşmaya başladı. Komünizmi eleştirmesi yüzünden etrafı ondan uzaklaştı. Yanı dönem Amerika Birleşik Devletleri'nde birçok yerde Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. 1949 yılında hastalığının nüksetmesi yüzünden 1952'e kadar çalışmalarına ara verdi. 1951'de düşünce yapısının Sartre'dan tamamen ayrıldığı ve sol görüşteki insanların tepkilerini çeken "L'Homme Révolté"yi yayımladı.

1952'de Birleşmiş Milletler, General Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'dan ayrıldı. İdam cezasına karşı çalışmalar düzenledi. "İdam Cezasına Karşı Birlik"in kurucusu Arthur Koestler ile birlikte makale yayımladı. Pasifizmin en önemli savunucularından biriydi.

1954 yılında başlayan Cezayir Kurtuluş Savaşı'nda Fransız hükümetini savundu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın aslında Mısır liderliğindeki arap emperyalimi olduğunu ve SSCB'nin planları içinde olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerkliğinden yanaydı. Ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalışmalar düzenledi. 1955 ve 1956 yıllarında "L'Express" dergisinde yazdı. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Ancak genel kanı bu ödülün "Düşüş" adlı kitabına değil yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" adlı makalesi için olduğu yönündedir. Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü almış en genç yazardır.

4 Ocak 1960'da Sens yakınlarındaki "Le Grand Fossard" adlı bir yerde Facel Vega marka otomobili ile geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Araba kazası sonucu ölmenin en absürd ölüm olduğunu yazan Camus'un bu şekilde ölmesi oldukça ironiktir. Cebinden çıkan tren bileti ilk planının araba ile yolculuk olmadığını gösteriyordu. Aynı kazada arkadaşı ve yayımcısı olan Michel Gallimard da hayatını kaybetti.

Ölümünden sonra "Mutlu Ölüm"(1970) ve bitmeyen otobiyografik romanı "İlk İnsan"(1955) yayımlandı. Varoluşçuluk ile birlikte ele alınan "Absürdizm" ile ilgilenmiş ve bu alanın en tanınan yazarlarından olmuştur. Bu düşünce akımının gelişmesinde önemli bir yer tutar. Makalelerinde "Dualimz" göze çarpar. Camus varoluşçuluğu hakkında şunları söylemiştir.

"Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı "Sisifos Söyleni"dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur."

Romanları: Yabancı(L'Étranger-1942), Veba (La Peste-1947), Düşüş(La Chute-1956), Mutlu Ölüm(La Mort heureuse-ölümünden sonra, 1970), İlk Adam (Le premier homme-ölümünden sonra, 1995)

Hikayeleri: Sürgün ve Kralık (L'exil et le royaume-1957)

Oyunlar: Caligula (1938`de yazıldı, 1945'de oynandı), Ecinniler (Les Possédés-1959)

Denemeler: Sisifos Söyleni (Le Mythe de Sisyphe-1942), Denemeler, Tersi ve Yüzü(L'envers et l'endroit-1937), Başkaldıran İnsan (L'Homme révolté-1951), Düğün ve Bir Alman Dosta Mektuplar (Lettre a un ami allemand-1945)

Defterler 2 / Albert Camus

Camus'nün Defterler'inin birinci cildi, bir alıntı ve temalar birikimi, taslak ve imge deposu, bir edebiyat laboratuarı görünümündeydi. İkinci ciltte ise tarih egemen: Satır aralarında, II. Dünya Savaşı'ndaki ırksal temizlik, soğuk savaş, siyasal davalar, karmakarışık bir dünyanın bütün sarsıntıları yer alıyor. İnsan saçma bir evrende nasıl bir tutum benimsemeli? Başkaldırı mı, devrim mi? Yazınsal angajman mı, tanıklık mı, oyalanma mı?

Bu kitapta, yalnızca bir düşünürle karşılaşacağımızı sanıyorduk; oysa tüm kırılganlığıyla bir insanı keşfediyoruz.

(Arka Kapak)


Başlangıç: 04 Nisan 2009 Cumartesi 11.33

1 Nisan 2009 Çarşamba

Edmund Husserl


Edmund Husserl, 8 Nisan 1859'da Moravya'da Possnitz'de doğdu 27 Nisan 1938'de Freiburg'da öldü. Berlin ve Viyana'da matematik, fizik, astronomi, felsefe eğitimi aldı. 1882'de Viyana Üniversitesi'nde matematik doktorası yaptı. [[]]1883'ten itibaren matematiksel çözümlemeler içeren çalışmalarıyla dikkat çekti. 1901-1916 yıllarında Göttingen Üniversitesinde matematik ve felsefe dersleri verdi. Bu arada, zamanının önemli düşünürleriyle, örneğin W.Dilthey ve M.Scheler gibi isimlerle etkileşim hâlinde oldu.

Husserl'de her zaman felsefeye yeni bir yön çizme eğilimi olduğu belirtilebilir, çünkü onun düşüncesine göre felsefe her tür sonradan inşa edilmiş kurgusal bağıntıdan ayrı olarak kendini özsel olarak temellendirmelidir. Husserl Hegelcilik'in etkisini yitirdiği ve Yeni-Kantçılık'ın akademilerde etkili bir güç haline geldiği bir dönemde felsefeye yeni bir yön verme çabasında oldu. Felsefe içerisinde tüm metafizik spekülasyonlardan ve bilimci ön yargılardan sıyrılmayı arzu eden yepyeni bir başlangıç yapmaya ve bu hayli emek isteyen başlangıca uygun, pekin bir felsefe sistematiği oluşturmaya yöneldi ve fenomenoloji olarak bilinen felsefe hareketinin temellerini attı. Göttingen Üniversitesi'inde verdiği beş dersi türkçeye çevrilmiştir. Bu metin "Mantık Araştırmaları" ile "İdeler" adlı eserleri arasındaki bir döneme aittir ve Husserl'in "transandantal" bir fenomenolojiye geçişini mümkün kılan anahtar kavram "indirgeme"nin(Reduktion) ilk belirdiği yazılardan biridir.

Her ne kadar başka filozoflarda da fenomenolojik kavrayışa ortak bir takım felsefi kaygılar görmekteysek de, özgün ve özgürleştirici bir felsefi hareket olarak fenomenoloji ilk kez Husserl tarafından, felsefeyi pekin bir inceleme yöntemi olarak kurmak amacıyla kullanıldı. Husserl'ın fenomenolojisinde, çıkış noktası olarak hocası Franz Brentano'nun belirleyici bir rolü vardır. Husserl, kendi fenomenolojik yöntemini dayandırdığı "yönelimsellik" fikrini Brentano'dan alır ve onu geliştirmek suretiyle hocasında mevcut olmayan özgün bir yönelimsellik anlayışı sunar.

Husserl'in amacı her şeyden önce, felsefeyi tabansız önyargılarından kurtarıp ayakları yere sağlam basan bir araştırma yapısına kavuşturmaktır. Bu yaklaşıma uygun olarak, kendisinden önce aynı fikre sahip olan düşünürler gibi, o da belirli bir özgül yöntemle felsefenin bağımsız bir varlık alanına sahip olduğu fikrinden hareket etti. Bu özgül varlık alanı elbette fenomenlerden oluşmaktaydı. Ki, bunlar bilinen anlamda "gerçek" nesnelerden oluşmamaktadır, yani sadece tikel deneyim ve ampirik duyu verisi ile bilinen şeyler değildir. Felsefenin görevi, fenomenler dünyasına girmek ve orada şeylerin özsel yapısını görüp anlamaktır. Fenomenolojik yöntem bu noktada devreye girer. Buna göre belirli bir varlık yorumu ışığında fiziki ve "gerçek" bir biçimde tek-yanlı kavranan nesne ve özne parantez içine alınır, yeni ve köklü bir öznellik alanına geri dönülür, onun bağlılaşığı olarak da yeni bir nesnel kutup keşfedilir. Bakış açısında gerçekleşen bu değişiklik fenomenoloji için şeylerin özüne erişim izni veren bir metodolojik başlangıç işlevi görür.

Özetle, özgül bir felsefe disiplini olarak Fenomenoloji'nin kurucusu Husserl'dir. Heidegger, Merleau-Ponty ve Sartre gibi varoluşçu felsefecileri derinden etkilemiş olmanın yanı sıra, daha sonradan Foucault ve Jacques Derrida gibi yirminci yüzyılın ikinci yarısında etkilerini hissettiren felsefecilerin düşüncesinde de önemli bir rol oynayacaktır.

Fenomenoloji Üzerine Beş Ders / Edmund Husserl (Fünf Vorlesungen)

Bu kitap Husserl'in 1907'de Göttingen Üniversite'sinde verdiği beş dersin metinlerini bir araya getirmektedir. Husserl bu beş derste fenomenolojisinin ana savlarını ve hemen hemen tüm genel kavramlarını ortaya koyarak, fenomenolojik düşünmenin yürüdüğü yolu bize göstermektedir.
Bu dersler aynı zamanda onun düşünce çizgisindeki önemli bir dönüşüme, fenomenolojinin transzendental fenomenolojiye dönüşünün başlangıcında da tanıklık etmektedir.

"Fenomenoloji görerek, aydınlatarak, anlam belirleyerek ve anlam ayrımı yaparak yol alır. Fenomenoloji karşılaştırır, ayrım yapar, bağlar, ilişkiye sokar, parçalara böler, öğelerine ayırır. Ama her şeyi saf görmeyle yapar. Kuramlaştırmaz, matematikleştirmez; zira, tümdengelimli kuram anlamında hiçbir açıklamada bulunmaz."

Edmund Husserl

Başlangıç: 01 Niasan 2009 Çarşamba
Bitiş: 29 Haziran 2009 Pazartesi

Kuyucaklı Yusuf

  "Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu, Bu da karısı idi.  Muazzez'in varl...